14 Eylül 2010

13 Eylül 2010

Taraftar

Dünya basketbol şampiyonası sona erdi ve ikinci olduk.Şimdi herkes şampiyona sonrası istatistik toplama derdinde.Biri hariç hiçbiri dikkatimi çekmiyor.Oda ortalama seyirci istatistiği.Bir yerden rakam almadan kendi gözlemimi söylüyorum.Turnuva boyunca kapalı gişe oynayan tek takım beklendiği gibi Türkiye.Ankara'nın görece olarak daha küçük salonundan başlayarak İstanbul'a taşınan süreçte televizyondan izlediğim kadarıyla boş yer yoktu.Burada ise dikkatimi çeken asıl konuya değineyim.O da turnuva ilerledikçe değişen Türk izleyici profili.

Turnuvada grup maçlarına Ankara'da başladık.Tabiki dolu tribünler önünde.Başkentte oynadığımız hemen hemen tüm maçlarda ritmi zaman zaman değişerek de olsa sıkı bir tribün desteği gördük.Takım sahada oyununu oynuyor tribünde takımın tıkandığı anlarda devreye girip takımı ateşliyordu.Yani tam da olması gibiydi.Grup maçları bitip takım İstanbul'a taşınınca seyirci profili de yavaş yavaş değişmeye başladı.Ankara'nın tek görevi takımı ateşlemek olan taraftarının yerini oturduğu koltuktan kalkmayan,anons yordamıyla organize edilen tezahüratlara lütfen katılan,maç sonuna kadar çekirdek çitleyen bir seyirci ortaya çıktı.Hatta öyleki Selamsız Bandosu'nda ki çaresiz antrenör misali sahada basketbol oynaması gereken oyuncular oyunu bırakıp taraftarı ateşlemeye çalıştılar.Tam tersinin olması gerektiği halde.Yarı final maçının son beş dakikasına kadar,final maçının ise tamamında bu ortam vardı.Bunu ancak final yaklaştıkça artan bilet fiyatlarının seyirci profili üstündeki negatif etkisi ile açıklayabiliriz sanırım.Aylar öncesinden biletini satın almış,çocuğunu alıp basketbol maçına getiren orta sınıf babalarının yerini,final sürecinde zibidi kılıklı popçular ve motorize mankenler almıştı artık.Hatta erkeklerin eşe dosta "final maçında salondaydım lan" demek,kızların ise ulan olurda kamera beni de çeker mi düşüncesinde olduklarından eminim.Çünkü çevremde böyle iç-beş angut bulunmakta.Bir bilete beşyüz lira domalmakla övünen angutlar.Önce "U2 konseri sonra basketbol finali,ayy süper bi haftaydı" diye sayıklayan angutlar.

Tabi bu çekirdekçi tayfanın salonları işgal etmesinin bir diğer nedenide sponsorlar.Çünkü bazen sadece paranın olması da yetmiyor orada yerini almak için.Sadece bizim milli takımın onlarca sponsoru var.Abartmıyorum bunu,maç yayını arasında yayınlanan reklamlardaki firmaları bir sayın.Neredeyse sponsor olmayan firma yok lan.Ve bu firmaların tamamının da final maçı için yağlı müşterilerine dağıtacakları biletleri var.Bizim sponsorumuz Ülker'in İnönü'deki maçlar için dağıttıkları biletleri,kombineleri düşünün.Futbolun f'sinden haberi olmadığı halde,sırf o firmada plasiyer diye Beşiktaş maçına gelen adam tanıyorum ben.Aynı durum basketbol milli takımı içinde geçerlidir herhalde.Yoksa bu kadar ruhsuz adamı nereden ve nasıl bir araya toplayabilirsin.

Halbuki böyle mi olmalı.Final yaklaşıp takımın ateşi yükseldikçe seyircininde ateşinin yükselmesi gerekmez mi?.Basketbolu hatta futbolu ve diğer spor dallarını yönetenler sponsorları memnun etmek yerine takımı gerçek anlamda motive edecek bir seyirci grubu oluşturmaya çalışmayı düşünemezler mi?.Herşey mümkün aslında.O salona her renkten bu ülkenin en ateşli taraftar gruplarını toplayıp,kırk dakika boyunca orayı cehenneme çevirmek düşünülemez miydi?.Sırplara ve Yunanlılara sökmezdi belki ama ömürleri boyunca böyle bir atmosfer görmemiş Amerikalıların afallaması işten bile değil diye düşünüyorum.

En büyük hayalimdir aslında;özellikle bir milli maçta,yeri hiç önemli değil,Çarşı'nın,Ultraaslan'ın,Gfb'nin biraraya gelmeleri ve aralarındaki rekabeti 90 dakikalığına unutup sadece kırmızı-beyaz için ortaklaşa bağırmaları.Maçın son beş dakikasında maç İnönü'de ise Beşiktaş,Kadıköy'de ise Fenerbahçe diye bağıran taraftarın yerine,doksan dakika boyunca sadece Türkiye diye bağıran bir taraftar.Ve tabi sponsorlara siktir çekip,"burayı cehenneme çevireceksiniz,tamam mı?" diyerek taraftara bilet dağıtacak okkalı bir federasyon.Bunu gerçekleştirmek çok mu zor bilmiyorum ama bence tam ihtiyacımız olan şeyde bu.

Teşekkürler

12 Eylül 2010

Oha be dev adam

Şaka mı bu yoksa rüya mı görüyorum.Biri beni çimdiklesin,hatta parmaklasın.Başbakanın önünde cunta dönemi bürokratları gibi ceket ilikleyip el bağlayan başkanıyla,kanser hastası antrenörüyle,"vay efendim bu var da o niye yok" tartışmalarıyla,turnuva öncesi hazırlık maçlarının rezil sonuçlarının hayal kırıklıklarıyla başladığımız dünya şampiyonasında an itibariyle finale yükselmişiz.Bu sonucu kim neyle açıklar bilmiyorum ama ben kesinlikle açıklayamam.Şansla kazandık diyene eyvallah derim de 15 bin taraftarla ebemde kazanır diyene de ebenide al git derim ancak.Hadi grup maçları mantardı da birader Slovenya ne demek Sırbistan ne demek?.Bağırmaktan sesim kısıldı lan,hepinize helal olsun.

Edit:Eğer dünya şampiyonu da olursak ve Tanjeviç "kanseri nasıl yendim" diye bir kitap yazarsa,o kitap bestseller olmazsa gelin yüzüme tükürün.

09 Eylül 2010

İyi bayramlar

Son Kartallardayız

Bir elin nesi var iki elin sesi var demiş atalar.Bir grup Beşiktaşlı dostumuzla SonKartallar adında bir blog kurduk.Sesimiz daha gür çıksın diye.Burada ve başka yerlerde söylemediğimiz ne varsa orada söylemeye çalışacağız.Elimizden geldiğince Beşiktaş,futbol ve hayata dair görüşlerimizi paylaşacağız.Hepinizi bekliyoruz.

Oyumuz da belli rengimiz de

-Yaklaşık 9 yıldır iktidarda olmalarına rağmen üniversitelerde ki başörtüsü zulmüne ve katsayı rezaletine bile son vermeden pozitif ayrımcılığa son veriyoruz diyerek milletin gözünün içine baka baka yalan konuşan ultra-emperyalist işbirlikçisi akepe anayasasına hayır diyoruz.

-Bürokrasi egemenliğine ve vesayet rejimine son veriyoruz diyerek kendi vesayet rejimini oluşturmaya çalışan akepe anayasasına hayır diyoruz.

-Memura ve emekliye sendikal haklar veriyoruz maskesi altında,memurların grev hakkını tamamen diğer emekçilerin haklarını kısmen yok eden akepe anayasasına hayır diyoruz.

-Memurlara birden çok sendikaya üye olabilme hakkını veriyoruz maskesi altında,yandaş sendikalar oluşturark memurların ve emekçilerin toplu direnişlerini yok etmek isteyen akepe anayasasına hayır diyoruz.

-Eli kanlı katil-cuntacı faşist Evren anayasasına da emperyalist amerikan işbirlikçisi akepe anayasasına da hayır diyoruz.

Biz=ben

08 Eylül 2010

Kazandığın sürece

Şu maçı izledikten sonra şöyle oynadık,şu dizilişle sahaya çıktık,sistemimiz,taktiğimiz şuydu diye kendini aldatmasın hiçkimse.Rakip on kişi kalana kadar ne oynadığımız meçhul.Taktik,sistem,diziliş namına hiç birşey görmedim ben dandun oyundan başka.Yat kalk Arda'ya şükret,hepsi o kadar.Arda ve biraz da Hamit dışında diri oyuncumuz yok.Tuncay deli danalar gibi koşuyor ama sadece koşuyor.Başka bir icraatı yok.Arda bence Podolski'nin Türk versiyonu.Milli takım deyince akan sular duruyor onun için ama Galatasaray'da yok.Aslında var da yok.Demek ki kendi takımında iyi oynayamamasının nedeni başka.Sebebini Galatasaraylılar düşünsün.Aynı şeyler Nihat için de geçerli aslında.Nihat'tan beklentimiz deli gibi koşması,pres yapması değil,doğru zamanda doğru yerde durması.Tıpkı milli takımda olduğu gibi.

Guus Çetin'in oyuncu tercihlerine bozulmamıza bozulan arkadaşlara sormak gerek,şu kadro ve şu oyunla Almanya maçı için ne düşünüyorsunuz.Hadi biz Almanya'ya rakip olamayız diyebilirsiniz.Deplasmandaki Belçika maçı için ne düşünüyorsunuz.Hani o "aman oynamasın" diye dua ettiğimiz Hazard'lı ve 11 kişilik Belçika maçından bahsediyorum.Rakibin sağ kanadını felç eden Arda'nın ters kanadına Tuncay mı lazım yoksa Volkan mı?.Ön ortasahada daha hazır olmadığı görülen Aurelio mu oynar yoksa daha dinç birisi(Necip mesela) mı?.Benim futbolu Hiddink veya başka bir teknik direktör kadar bilmediğim açık.Tek istediğimiz performansa göre futbolcu seçmesi veya formayı hakedene vermesi.Yoksa o forma var olduğu sürece önemi yok benim için içindeki adamın kim olduğu.Ha Arda olmuş,ha Hüsamettin.

06 Eylül 2010

Gözleri var görmezler

Jose Maria Gutierrez Hernandez

-Real Madrid formasıyla 387 maç
-5 kez La Liga şampiyonluğu
-4 kez İspanya Süper kupa şampiyonluğu
-3 kez şampiyonlar ligi şampiyonluğu
-1 kez Avrupa Süper Kupa şampiyonluğu
-2 kez Kıtalararası kupa şampiyonluğu

Alex De Souza

-1 kez Brezilya lig şampiyonluğu
-2 kez Brezilya Kupası şampiyonluğu
-1 kez Copa Libertadores şampiyonluğu
-2 kez Türkiye Süper lig şampiyonluğu
-2 kez Türkiye Süper kupası şampiyonluğu

Bir şampiyonlar ligi şampiyonluğu kaç Türkiye ligi şampiyonluğu eder usta?

03 Eylül 2010

Haliç'te yaşayan Simonlar

Ülke futbolunda özellikle son yıllarda net şekilde görülen iki büyük var paranoyasının örneklerine rastlıyoruz sık sık.Bunda Fenerbahçe'nin üç,Galatasaray'ın da iki yıldır şampiyon olamamasının getirdiği psikolojik rahatsızlık ve bu yönetim şekliyle daha uzun yıllar şampiyon olamama korkusunun etkisi çok büyük.

Bu ülkenin iki büyük futbol camiası ellerindeki mevcut tüm potansiyel güçleriyle bazen medyadaki kanallarını bazende siyasi irade içindeki güçlerini kullanarak bir nevi baskı ortamı yaratmak çabasındalar.Kendileri dışındaki takımların kazandıkları başarıları kendilerinin formsuzlukları ilişkilendirmek alçaklığına tenezzül etmekle de kalmıyorlar üstelik.Rakiplerinin yaptıkları transferleri kötülemekten tutun ekonomik yönden gelişmelerini baltalamaya kadar vardırıyorlar işi.Geçmiş ve bugün bunun örnekleriyle dolu.Beşiktaş'ın şampiyon olduğu yıl,Ali Sami Yen'deki Fenerbahçe maçının ardından Adnan Polat'ın "Fenerbahçe ve Galatasaray'a tezgah kuruyorlar" açıklamasıyla dün akşam televizyonda yaptığı "şampiyonluk için birbirimizle çekişiriz" açıklaması arasında bir fark yoktur.Yılların getirip biriktirdiği sapkın zihniyetin farklı cümlelerle dışa vurulmasıdır olan biten.

Bir kulüp başkanının kendi kulübünün menfaatlerini koruması,kendi kulübünün başarısını diğerlerinin başarısızlığını istemesi gayet doğaldır ve olması gereken de budur.Fakat gelinen noktada iş artık kendi kulübünün menfaatini korumanında ötesine geçmiş,yanına bir başka kulübüde alarak şartları ve ortamı kendilerinin belirlediği bir düzen kurma çabasına dönüşmüştür.Buna "derin futbol" veya "futbolun ergenekonu" da diyebilirsiniz.Böyle bir düzeni bu iki takımın dışındaki takım taraftarlarının kabul etmesi mümkün olmadığı gibi kendi taraftarlarının da kabullenmesi mümkün değildir.Geçen yıl Bursa'nın şampiyonluğunda İstanbul'da,Ankara'da ve diğer şehirlerde,bağıranların,korna çalanların çoğunluğunun Galatasaray taraftarı olması sözümüzün ispatı olsa gerek.

Derin futbol ortamı oluşturma çabası içindeki bu garabet güruhunun belki de farkında olmadıkları başka bir tehlike daha gelişiyor bu arada.Kendilerinden başkasının yaşam hakkının olmadığı bir ortam oluşturmaya çalışıyorlar.Bir anlamda iki büyük var tabusu yaratmaya çalışıyorlar.Bu ortamda yaşam hakları elinden alınmak istenen diğer kulüpler bu iki kulüple mücadele ederlerken aynı zamanda bu tabuya ve bu tabuyu yaratanlara karşıda mücadele etmek zorunda hissediyorlar kendilerini.İşte o zaman ortaya Fenerbahçe'nin vaya Galatasaray'ın kaybettiği bir şampiyonlukta sevinen biribirinden farklı renklerdeki takım taraftarlarını görüyoruz sokaklarda.Bunu "bizi sevmiyorlar,bizim bizden başka dostumuz yok,17 ye karşı 1" teranesiyle açıklamaya çalışmak da sıçtığını sıvamakla eşdeğer oluyor.

Bu daha sadece başlangıç.Tutumunuzu ve aklınızı değiştirmediğiniz sürece daha da kötüleşecek işler.Ektiğinizi biçeceksiniz sonuçta.Oluşturmaya çalıştığınız derin ortamın içinde boğulup gideceksiniz.Ve biz kaçan her şampiyonluk sonrası tribünlerde hayalkırıklığı içinde ellerini başlarının arasına almış sarı-lacivert,sarı-kırmızı taraftarlar göreceğiz.

02 Eylül 2010

Fatih Tekke

Son gün kazığı olmasın demiştim bir alttaki postta.Geçmişten gelen tecrübe ister istemez korkutuyordu beni birçok Beşiktaşlıyı.Umduğumuz gibi olmadı çok şükür.Ne yalan söyleyeyim Beşiktaş ve Fatih Tekke isimlerini bugüne kadar kafamda yanyana getirmemiştim.Sürprizin de daniskası oldu Beşiktaş'a transferi.Bunca geçen süreden sonra son günde en iyi ihtimalle Sercan veya Makukula olur diye düşünüyordum.Ters köşeye yatırdı yönetim herkesi.

Fatih iyi ve hepsinden önemlisi karakterli bir futbolcudur.Beşiktaşla anlaşmasının hemen ardından ölene kadar Trabzonsporlu kalacağım açıklaması bu adamın  karakterini gayet net ortaya koyuyor zaten.Faydalı olur mu peki?.İşte orası biraz muallakta.Hiçbir oyuncuyu sahada görmeden hakkında olumsuz yorum yapamam.Aurelio içinde böyleydi.Ama halihazırda Nihat'ın olduğu bir kadroda Fatih'in çok da gerekli yada olmazsa olmaz bir futbolcu olduğunu düşünmüyorum.Quaresma'nın ters kanadında oynatırsa hoca verimli olabilir.Zaten Zenit'in UEFA şampiyonu olduğu senede buna benzer bir pozisyonda oynamıştı.

Aurelio ve Fatih'in gelişiyle daha da belirgenleşen bir soruna dikkat çekmek istiyorum.O da Beşiktaş'ın yükselen yaş ortalaması.Takımın şu anki yaş ortalaması 28,5.As takımdaki oyuncuların yarısından fazlası 30 yaş ve üzerinde.Görülen o ki;kısa vadede başarı için yapılmış bir kadroyla karşı karşıyayız.Önümüzde ki yıllardan itibaren mevcut takım yapısı korunursa yaş ortalaması da 30 un üstüne çıkacak.En azından bu sezondan sonra takımın yaş ortalamasının düşürülmesi en önemli sorun olacak gibi görünüyor.

01 Eylül 2010

31 Ağustos 2010

Son gün kazığı olmasın

Geçen sene bu zamanlar 10,5 numara alacağız diye taraftarı iki ay oyaladıktan sonra transferin son günü çakma Brezilyalı Tabata'yı kucağımızda buluvermiştik.Dananın kuyruğuda ondan sonra kopmuştu zaten.Şimdi bugün yine transferin son gününe giriyoruz.İki ay boyunca bu sefer akşam Robinho ile yatıp sabah Adebayor'la kalktık.Son günde arkamıza ikinci bir Tabata kazığı sokmayın.Uğraştınız olmadı,alamadınız.Delgado'yu gönderdiniz,Fink'i dondurdunuz.Benim hala boş bir yabancı kontenjanım var illa bir oyuncu daha alacağım derseniz,Wolfsburg maçındaki sahneyi gözünüzde canlandırın biraz.

Bobo,Nobre,Nihat,Holosko gibi dört santrafor artı rezerv takımdan Onur gibi Ali Kuçik canavarı gibi genç çocuklar varken elinizde bu santrafor alma sevdası neyin nesi ben hala anlamıyorum.Bugüne kadar oynanan maçlar gösterdi ki bu sezon forvetlerden çok forvet arkası oyunculara iş düşecek.Açın bakın bugüne kadar ki istatistikleri,kim kaç gol atmış?

Guti'den sonrası sizin olsun,bu takım bana yeter demiştim bir ay evvel.Üstüne yerli pasaportu kontenjanından kimselerin beğenmediği ama benim iş yapacağını düşündüğüm Aurelio'da geldi.Bundan sonrası hem takımın huzurunu hem hocanın aklını bozar.Bu saate kadar gelmeyen santrafor bu saatten sonra da gelmesin.İki gram huzurumuz var onuda kaçırmasın.Sonra kulubedeki Bobo'nun,Nobre'nin mahkeme duvarı suratını izle dur.

30 Ağustos 2010

Okan&Necip

Bugün bütün Fenerbahçelilerin dilinde Okan adı var.Oysa bugüne kadar biz Necip diye bağırdıkça adımızı altyapıdan çıkmış genç oyuncu fetişistine çıkarmışlardı.Şimdi bütün Fenerliler ağzı kulaklarında o fetişizmi yaşıyor.Büyük kulüplerde altyapı denen şeyin laf olsun da bulunsundan öte anlamlar taşıdığını umarım anlamışsınızdır.Altyapı ruh işidir.Oradan as takıma çıkan çocuk sadece yeteneğiyle değil ruhuyla oynar.Anelka'ya,Quaresma'ya ve diğer muadillerine verebileceğiniz paranız oldukça sorun yoktur gibi görünür.Ama sizin satın alabilecekleriniz sadece yetenektir.Para ile satın alamayacaklarınız ise Dereağzı'nda,Fulya'da,Florya'dadır.İspatı işte Okan,Necip,Arda,Volkan...

Tavşanlar bitmemiş

Son birkaç yıldır Beşiktaş Anadolu'da nereye gitse düşmanca bir tavırla karşılaşıyor.Takım veya vilayet yönetimlerinden değil o takımın taraftarlarından bahsediyorum.Galatasaray ve Fenerbahçe'ye gösterilmeyen bu tepki bize neden gösteriliyor anlamış değilim.Hadi bunların içinden Bursa'yı ayıralım.Onların bizimle meseleleri var da diğerlerine ne oluyor.Kendimce buna bulabildiğim sebep "büyümek için en büyüğüne saldırmak" adını verdiğim davranış şekli oluyor.

Bu gerginlik beklentisinin olmadığı bir deplasman oldu Karabük.Hem de ta en başından beri.Az görülür bir performansla süperlige çıktıklarında Beşiktaş tribününün açtığı pankart,daha sonra Taksim'de ki 1 Mayıs kutlamalarında "emeğin takımı" ve "halkın takımı" şablonlarıyla yanyana duruşumuz,bugünkü dostluk havasının oluşmasının başlıca nedenleri.Aynı havayı Anadolu'da kaç şehirde bulabiliriz bilmiyorum.Adana belki.

Futbolun içinde neden var olduğunu hiçbir zaman anlayamadığım rotasyon manyaklığı yada biz Beşiktaşlıların deyimiyle tavşanlardan gına gelmişti geçen yıl.Mustafa Hocanın Alman versiyonununda hemen hemen aynı kafa yapısında olduğu gibi bir sonuca gidiyoruz yuvarlanarak.Dokuz resmi maç oynadık bu sezon ve biz hala daha bu takımın düzenli bir ilk onbirini sayamıyoruz.Kazandığın sürece sorun yok diyor abiler ama arada Belediye çukuruna düşünce ister istemez insan bazı şeylerden kuşku duymaya başlıyor.Bu akşam yine kazandı dayımız,yine sorun yok.Ama kaç kişi diğer haftadan kesin alırız beklentisinde ki?.Şimdilik bunları rafa kaldıralım(o raf çökecek birgün),maça geçelim.

Nobre futbolu hatırladı veya kendine geldi denilecek bir durum yok ortada.Adam oynadığı her maçta aşağı-yukarı bu kalibrede oynuyor.Bu akşamın tek farkı şansı ve doğru zamanda doğru yerde olmasıydı.Çıkarın attığı golleri vtrden bakın geriye ne kalıyor.Tabata'yı maçın adamı seçecek adamı da bir güzel dövmek lazım.Golle biten iki serbest vuruşla maçın adamı seçiliyorsa,Forlan nasıl dünya kupasının en iyi oyuncusu olabiliyor kardeşim.Tabata şimdilik sadece vasat bir alternatif,fazlası değil.Guti'nin değil ha! yanlış anlamayın,olsa olsa Hilbert veya Nihat'ın.

Quaresma gerçekten Q7 olsaydı derdim ki bu arabanın tek vitesi var,o da beş.Aşşağısı yok çünkü.Birle,ikiyle,üçle oynadığını ben görmedim şimdiye kadar ki Belediye maçı da dahil.Bu gidişle ya nirvanaya ulaşacak yada motoru yakacak.Kavgada tek başına gözü kapalı on kişinin üstüne saldıran adama ya deli dersin yada kendine çok güveniyor.Ben Quaresma'nın hangisi olduğuna henüz karar veremedim.Hani spor yazarının biri "demirören'in öz evladı olsa bu kadar oynamaz" demişti ya,sonuna kadar haklısın ağabey.

Quaresma hariç takımdaki tüm oyuncular kendi yerlerini belleyeceklerine Guti ile oynamaya alışsalar bütün sorunlar düzelecekmiş gibi görünüyor.Ayağında topla sıkışan oyuncunun üstüne gidiyor "ver bana kurtul" diyerek,adam telaştan onu görmüyor biel.Gözü kapalı asist yapıyor içeriye,alışkın olmayan forvet ya hareketlenmiyor o topa yada topu eziyor.Sadece Guti'yi çeken bir kamera olsa ve maçtan sonra izlettirseler futbolculara nerde hata yapıyoruz görecekler.

Toraman henüz düzelmemiş.Yapması gerekenlerin çoğunu Zapo yaptı zaten.Ekrem yerine alışmaya çalışıyor ama olacak illa olacak.Başka türlü ekmek yok ona.Delinho yine bizim Delinho.Eksiği yok fazlası var.Yere düşmeyip gol yapsaydı o pozisyonu benim zirvem burası deyip jübilesini yapardı herhalde.

Necip?.Tamam tahtaya vuruyor ve susuyorum.Maçın adamı seçeceksek illa;ben bire Cenk'i,ikiye Quaresma'yı yazıyorum.

Schuster'in defansı ileride kurma ve ofsayt taktiği bir gün canımızı gerçekten yakacak.Madem öyle bir taktik geliştirdin,önce oyuncularına belletirsin.Adamı bir kere arkaya kaçırdıktan sonra yakalamak için geriye otuz metre depar atıyorsa senin stoperin ne anladım ben o taktikten.Özellikle stoperler her maçı dili dışarda bitiriyor.Quaresma'dan evvel bunlar yakacak motoru.

Özellikle bu sene keşke bitmese dediğimiz lig bir hafta tatilde.Milli maçlar var ve benim kafadan uçmuş Hollandalının saçma sapan oyuncu tercihleri yüzünden canım çok sıkkın.Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçildiğinde benim cumhurbaşkanım değil diyenler gibi bu benim milli takımım değil diyesim geliyor ama yinede beddua etmek gelmiyor içimden.

29 Ağustos 2010

Bursa işi sponsorluk


Formasında reklam bulunmayan dokuz takımdan biri olan Bursaspor'un en büyük taraftar grubu Teksas,madem sponsor bulamıyoruz bari biz sponsor olalım demişler ve internet ve yerel medya üzerinden kampanya başlatmışlar.Kendi aralarında para toplayıp bir maçlığına da olsa Bursaspor formasının üzerine Teksas yazdıracaklar.Kulüp yönetimi de şimdilik sıcak bakıyor teklife.Eğer başkan da kabul ederse bir hesap açıp para toplamaya başlayacaklar.

Futbolun içinde bu tür hikayeleri arada sırada duyarız.Takımlarının yönetiliş tarzına isyan edip kendi aralarında para toplayıp kulübü satın almaya niyetlenen Manchester United taraftarlarını,yine ekonomik nedenlerden zor durumda kalan takımlarına ülke genelinde eşi benzeri görülmemiş bir kampanyayla milyonlarca euroluk bağış toplayan St.Pauli taraftarları aklıma gelenler.

Nerden baktığınıza ve nerde durduğunuza bağlı aslında.Benim formam reklamla kirletilemeyecek kadar kutsaldır diye düşünenlerde çıkar arada.Ama ne olursa olsun Bursa taraftarının bu düşüncesi taraftarlık bilincinin vardığı nokta açısından çok anlamlı.Taraftarlık denildiğinde havasından geçilmeyen ama elini taşın altına sokma zamanı geldiğinde köşe bucak kaçıp,endüstriyel futbola alet olmam gibi rezil bir bahanenin arkasına saklananlara kapak olacak nitelikte.

Bu fikir tutarsa yarın öbür gün şu formaları da görebiliriz belki

28 Ağustos 2010

Necip ne zaman milli olur?

-Hiddink'in yardımcılarından biri Beşiktaşlı olduğunda
-Fenerbahçe veya Galatasaray'a transfer olduğunda,
-Takım arkadaşına yumruk attığında,
-Kendi taraftarına kol gösterdiğinde,
-Sahada rakibine vicdansızca girip ayağını-bacağını kırdığında,
-Maç boyu hakemle dalaşıp,kart görünce omuz attığında,çelmelediğinde,
-Herkes istiklal marşını söylerken,aval aval kameralara sırıttığında,
-Medyatik bir hatun bulup gazetelerde boy gösterdiğinde,
-Kessen beni kanım siyah-beyaz akar deyip,üç kuruş fazla para için ezeli rakibine transfer olduğunda,
-Cemaatten abisi,mafyadan dayısı olduğunda,

27 Ağustos 2010

Kapanmamış yaralar aşkına


Yarın için gönlümden geçen;

Liverpool
Beşiktaş
Metalist Kharkiv
Paok

veya

Porto
Beşiktaş
Sparta Prag
Aris

Edit:Kuralar çekildi şimdi,üç diledim bir oldu,buna da şükür.Dayı fantezi futbola kaçmazsa Kasım'da bitiririz işi.

Porto
Cska(Bulgar olanı)
Rapid Wien

En necip Necip

Necip:Soylu,soyu güzel (Tdk sözlük)


Kadro budur,Schuster kudur

Bize mi garezin vardı yoksa gece karıyla mı bozuştun da o rezil kadroyu çıkarıp kafadan üç puanımızı hiç ettin.Şu resmi görünce daha bir deliriyor insan cumartesi akşamını aklına getirip.Tavşana hiç gerek yok bu takımda hocam.Bize yetecek olan şu yukarıdaki resimdir.

Helsinki'yi ciddiye aldığın kadar Belediye'yi ciddiye alsaydın veya macera arama derdine düşmeseydin,belki Nihat ve Delgado'ya her ne kadar kötü olurlarsa olsun o şekilde davranılmazdı.Ortada gerçekten bir vebal varsa,aslan payı sana düşer hocam.Neyse olan oldu bir kere.

Guti-Ernst-Necip-Bobo-Quaresma beşlisinin beraber olduğu her kadro için skorbord bize herzaman bir fazlasını yazacaktır ve o maçın ardından söylenebilecek herşey birbirinin aynısı olacaktır.Kimseden ekstra bir çaba beklemen gerekmez.Rakibin kim olduğu ise hiç farketmez.İşte gördük rakiplerimizi bu akşam.

Hani oyuncu istatistiklerini yazarken;oynadığı maç,süre,gol,asist diye sıralarlar ya.Mevzubahis Guti ise bir de topuk pası şıkkı koymak lazım.Bilmediklerimiz de vardır muhakkak da ben bildiklerimi sayıyorum kendi payıma şimdiden.Böyle üç pas daha atsın anında veririm bu adama diyen birkaç kişi vardı kahvede ki birinin lakabı hacı.Sonumuz kötü...

Son lafım yayıncıya;Elinizde ki onca spikerin arasından en ruhsuzuna anlattırdınız ya şu maçı,sattığınız bütün dekoderler bir tarafınıza girsin emi.